13 Temmuz 2017, hayatıma unutmayacağım tarihlerden biri olarak kazındı. Yine en sevdiğimden geldi tabi ki. Aradan aylar geçti ama bu duygular soğumadı. Belki biraz daha zaman gerek, belki asla normale dönemeyeceğim. Bilemiyorum.

İki çeşit hikaye vardır, gerçek hikayeler, ve gerçek olması gereken hikayeler

Gerçek olması gereken hikayeyi gerçekleştiren Dünyanın en güzel takımına ait olan öykünün devamı.  Farklı isimlerin, farklı hikayelerin aynı takımda buluşup beni 2017 yılında dünyanın en mutlu Capon’u yapması. Sevdiğimiz insanları sonsuza kadar güzel hatırlayabilmek için güzel vedalar gerekiyor. O güzel dediğimiz her veda da “acaba devam etseydik nasıl olurdu?”  burukluğu ile bitiyor ya hani, işte en boktanı o.

Yazının bundan sonraki kısımlarında ki zaman kavramına fazla güvenmeyin. Alkollü ve duygusalım. O nedenle hata varsa da takılmayınız.

Bogdan Bogdanoviç

Obradoviç’in birinci yılı henüz bitmişti. Takım ligde şampiyon olmuş, Euroleauge’de hedeflenen yere gelemese de geçiş senesiydi. Birinci grubun skor lideri Bojan Bogdanoviç, ikinci grup maçları başladığında adeta durmuş, içerisine para atılıp, içecek vermeyen makinelere benzemişti. Bir sayı lideri düşünün ki ikinci grup maçlarında attığı tek bir üçlüğü dahi yoktu. Grubun tamam mı devam mı maçı olan Barcelona maçında, maç topu kendisine gelmiş ve maçın kırılma anındaki o üçlüğü tam önümden kullanmıştı. O üçlük sırasında ayağa kalmış, farkında olmadan vücudumun üst tarafını sağ, alt tarafını sol tarafa yönlendirmişim. Nereden mi biliyorum? Kaçan üçlük sonrası kafamı yan koltukta bulunan adamın göğüs hizzasında, ayaklarımı sol çaprazımdaki adamın kafa hizzasında bulmuştum. Avrupa sezonu bizim için o kaçan üçlük ile kapanırken, sene sonunda Bojan NBA yolunu tutmuştu.

Her ne kadar aynı pozisyon olmasa da Bojan’ın ayrılışı ile yerine  aynı soyadlı bir genç Sırp kadroya katılır: Bogdan Bogdanoviç. Temiz suratlı, sakalsız, parke üzerinde “çok terledin sırtına bez koyayım” diyeceğiniz bir çocuktu Bogdan. Partizan’ın en önemli oyuncularından biri olarak gelip, Fenerbahçe’nin görev oyuncusu olmuştu. Goudelock takıma skorer olarak katılmış, ayrıca takımın yükselen değeri bir başka sırp Nemanja Bjelica takımda kalmıştı. Bu süre zarfında sessiz sedasız gelişimine devam etti Bogdan. Hiç çaktırmadan. Sene sonunda takım F4 yapmış ancak orada Real’e, tabiri caiz ise dayak yiyerek (evin yansın Nocioni) elenmişti.

Yeni sezonda yaşanan ayrılıklar ile birlikte Bogdan sessiz sedasız liderlik rolüne doğru yürüse de önünde yeni transferler Bobby Dixon ve Kostas Sloukas vardır. Takım yine F4 yapar. Burada Damir Javor’un müthiş katkısı ile birlikte final maçını Khryapa’nın tipi ile CSKA’ya kaybedilir ve Bogdan sırtını ağlamaklı bir yüz ifadesi ile sessiz sedasız reklam panosuna yaslanarak üzüntüsünü yaşar.

Bir sonraki sezona artık takımın lider olarak soyunurken “sorun çözücü” ünvanının da sahibidir. Ne var ki bir Fenerbahçe hikayesi asla sorunsuz yazılmaz ve Bogdan sakatlanır. Sezonun uzun bir kısmında takımdan ayrı kalır.  Ne var ki Obradoviç’in takımı kim eksik olursa olsun her seferinde daha güçlü olarak ayağa kalkmasını öğrenmiş olarak sürekli iddialı olarak yoluna devam eder ve Bogdan geri döndüğün takımın her kulvarda iddiası sürmektedir. Takım avrupada Play-offta Pana ile eşleşir. İçeride 2-0 yapıp Yunanistan deplasmanına giderken, rakip takımın başkanı “this is OAKA” t-shirtü ile mesaj vermeye çalışsa da sonuç nafiledir. Bogdan OAKA’da takım arkadaşlarının desteğiyle fişi çeker ve Sinan Erdem biletini cebine koyar.

Sonrası ise tarih… Önce Real Madrid, sonra Olympiakos galibiyetleri ile gelen avrupa kıtasının en büyük basketbol kupası. Bu başarı sonrası, avrupa şampiyonası öncesinde Bogdan NBA’e gitme kararını açıklar ve bir devri kapatır.

Bogdan’a karşı benim ve diğer Fenerbahçelilerin duyduğu bu karşılıksız sevginin en büyük sebebi, onun gelişimine çıplak gözle tanıklık etmiş olmamız ve onun genç oyuncudan, büyük yıldıza dönüşümünü bizzat yaşamamız.

Ayrıldığı zaman söylemiştim: “o kadar genç geldi, o kadar elimizde büyüdü ki oğlum üniversite için şehir dışına gidiyor gibi hissediyorum…”

Bu akşam, bu hayırlı evlat İstanbul’da avrupa şampiyonasında ülkesini finale taşıdı.

Yolun açık, yolunun sonu kupalar olsun Bogdan. Seni hep İsmail Şenol’un dediği gibi “Bogdan Bogdanoviç kafasını sallıyor ve siz bunun ne anlama geldiğini çok iyi biliyorsunuz.” hatırlayağım.

Pero Antiç

Bazı takımlarda, rakip tarafından hiç sevilmeyen, ismi geçtiğinde direk “orospu çocuğu” diye anılan oyuncular vardır. İşte öyle gıcık biri. Yine kaybettiğimiz o boktan Real Madrid final fourunun ardından takıma katıldı Pero. Avrupanın bilinen uzunlarından olup, son yıllarını NBA’de geçirmişti. İmza attığında 33 yaşındaki bir adamla neden bu kadar uzun süreli anlaşma yapıldığını anlayamamıştım ancak güvendiğim bir şey var: Koç’un bir bildiği vardır.

Yaşı ve tecrübesi itibariyle ağırlıklı olarak rotasyon oyuncusu olarak oynadı. Genelde takım tıkandığında ya da bir kıvılcım gerektiğinde girdi sahaya. Her defasında da gerekeni fazlasıyla yaptı.

Geçen yıl Antiç’e dair ne hatırlıyorsunuz diye kime sorsanız OAKA’der. Ateşli yunan tribünleri takımı etkilemeye başlamış, korku dalgası oyuncular üzerinde bir shinigami (japon kültüründe ölüm meleği) ile karşılaşma etkisi yapıyordu. Tam o sırada tüm Panathinaikos taraftarlarının nefret ettiği, eski Olympiakos’lu Antiç oyuna girdi. Önce uzaklardan bir üçlük attı, sonra Singleton ile ağız dalaşına girerek oyundan düşürdü ve takımını ateşledi.

“Beni sevmediklerini biliyorum ama umrumda değil. Onlara saygı duyuyorum ama sevmiyorum. Panathinaikos ile geçtiğimiz yıllarda yaptığımız karşılaşmalara dair dövmelerim var. Buraya gelip oynamak güzeldi. Biz 20 bin kişiye karşı 5 kişi savaştık ve kazandık”

En son ama en önemli olarakta taraftara yaptığı çok küçük bir hareket ile bütün tepkiyi üzerine çekerek gerilen takıma siper oldu ve tekrar ayağa kalkmasını sağladı.

“Singleton’a önemli bir şey söylemedim. Fakat, o bana bir şeyler söyledi ve ben de onu ittirdim. O da bana bunu bir daha yapmamamı söyledi. Ben de bir kez daha ittirdim. Singleton iyi çocuk ama sadece kavgacı bir ruhu var”

Ayrıca “şşştt şşşşttt Göksenin” ile yaşadığı ve niceler…

Sözleşmesi devam ediyorken ve iyide para kazanıyorken kuvvetle muhtemel son yılını oynayarak geçirmek istedi ve bu nedenle evi olan Kızıl Yıldız’a döndü. Gidişini anlıyor ve onun için seviniyor olsam da, yine de… Neyse.

Gigi’nin vedası

Guys, you must know that each time I write a post like this one, or that one for Ekpe, Bogdan, but also any post which talks good about any person, animal, city or fact… Pero after few minutes always texted me what a lier I am, that I don’t believe in any single words that I wrote, that I did it only for… let’s say cozying up people!
Now it’s your turn! I don’t care cozying you up!
Finally you won’t invade my space in the Lock room, you won’t pull my beard, you won’t cut again my beautiful hair, you won’t bother me when I’m reading, you won’t infect our common spaces, you won’t ask me to bring you to the gym!😂
But… there is a but!
What a winner and an incredible teammate you have been! Practices and trips won’t be the same without your never ending will to talk and mock people. One of my best teammates ever!
I gonna miss you like crazy brate!!

Ekpe Udoh (blessed & handsome)

Bu kadar kısa sürede bu adam kadar çok az kişi sevildi. Bu kadar sevilmesinin en büyük nedeni ise hep küçük detayları çok iyi yapmasıydı. Küçük detay derken ortalama bir amerikalının avrupaya gelip, ortalama 10-12 dakika süre alması beklenirken avrupanın en iyi uzunu olması gibi büyük detaydan bahsetmiyorum. Ekpe geçen sezonun sonu itibari ile gerçekten avrupanın en iyi uzun oyuncusuydu ama onu farklı yapan başka şeylerdi.

Futbolun güzelliklerden uzak ve hakettiğinden gereksiz abartılı yaşandığı ülkemizde oyuncular (özellikle yerli oyuncular) kültürel birikim olarak ne yazık ki vasatın çok altında kişiler. Pek çoğunun eğitim seviyesi ortaokul düzeyinde. Kendilerini ifade edemiyorlar. Neyse, konu bu değil. Siz hiç bir kitap klübü olan bir sporcu gördünüz mü? twitter üzerinden insanları organize eden, toplu şekilde kitap okumaya yönlendiren ve sonra bu kitapları twitter üzerinde tartışan bir sporcu? Siz hiç kitap tavsityesi isteyen bir oyuncu gördünüz mü peki?

Siz hiç araştıran bir oyuncu gördünüz mü? Ekpe ülkede kaldığı iki yıl içerisinde, salonda asılı Atatürk fotoğrafı ile merak eden, kulakta dolma bilgiler ile değil onu anlatan kitapları soran ve bu kitapları tamamlayan bir oyuncu Ekpe. Bir maç sonrası Anıtkabir ziyareti yapmayı da eksik etmedi tabi. Ziyaretçi defterine ise aşağıdaki satırları karaladı.

“Sayın Atatürk, bu dünyaya yaptığın katkılardan dolayı teşekkür ediyorum sana. Hiçbir zaman unutulmayacaksın. Gücünle huzur içinde uyu. Yeni inananın…”

Bu ziyaret bazı kesimlerde rahatsızlığa da neden oldu tabi ki. Engin Ardıç bu hareketleri köşesinde eleştiren bir yazı yayınladı. Satırlarındaki “robinson’un cuma’sı gibi.” aşağılayıcı ve ırkçı yerlere hiç değinmeyeceğim. Ortalama bir t.c. vatandaşı bu gibi bir durumda ne yapardı? Muhtemelen sosyal medyadan kendisine küfür dolu cevaplar yazardım. Bilgelikten yoksun bilgeçliğin karşılığı olarak ister istemez kanım kaynardı. Ekpe ne yaptı? Yine bir yazı ile cevap verdi.

I hate you when people write articles without doing proper research

Her oyun bittiğinde, saha kenarında oturan herkesin tek tek elini sıkmayı hiç ihmal etmedi. Özellikle çocuklarla özel olarak ilgilendi. Okulları ziyaret etti, kitap klübünden kişilerle ortak çalışmalar yaptı, gideceği (kendi açısından) muhtemelen belli iken ve sezon bitmişken taraftarlar ile halı saha maçı yaptı. Evet halı saha maçı. Ün kazanan kişilerin halktan uzaklaşmasına alışık olduğumuz topraklar için fazla hareketlerdi.

Ve parke üzeri…

Kimse böyle bir performans beklemiyordu. İlk yıl Vesely sakatlandığında caydırıcı hatta geçilemez uzun oldu. İşin sadece savunma tarafında değil hücum tarafında da muhteşem oynuyordu. Hemen her maçın MVP’si idi. Sırf bu yüzden kendisine milli savunma bakanı bile dendiği oldu.

ekpe-udoh_1431691

O meşhur “unfinished business” meselesini dert edenlerdendi. Kendi adıma ilk sene gidebilecekken sadece “gerçek olması gereken hikayeler” kısmı için kaldığını düşünüyorum. CSKA maçının ardından yaşadığı o hayal kırıklığı…

-Gözlerinde en ufak bir ışık yoktu…

-Sahi mi? Aslına bakarsan gözleri alev alev yanıyordu.

resized_66871-4a7c47acekpeudohh

Real Madrid maçları. O malum F4 malubiyeti sonrası Real’i tokatlıyoruz ama öyle böyle tokatlama değil. Real Madrid’in uznu Ayon’u hem savunmada, hem hücumda aptal etmişti. Maçtan sonra Ayon aşağıdaki açıklamayı yaptı:

Ekpe

Bu açıklamayı anmışken, Ergin hocama selam çakmadan olmaz. Neyse.

Uzun yol finalde gelen kupa ile bitmiş, Udoh final four MVP’si seçilmişti. Aslında normal sezon MVP’si olması gerekirdi ama olsun. Kupa alınmış, yarım kalan iş tamamlanmıştı. O, yine duygularını satırlara dökmüştü: was it worth it??? ayrıca sezon sonunda bir kere daha karaladı: what a year

O’nu hem saha içerisinde, hem saha dışında çok özleyeceğim. O, sanırım Henry Turner ve Dallas Comegys’ten beri en çok sevilen kişi. Sahada pes etmeyen, saha dışında örnek olan.

Final maçını kazandıktan sonra şöyle yazmıştım: “yarın ölecek olsam son dileğim şu takımın maçlarını tekrar izlemek olurdu. Son 3 senede beni sizin kadar kimse mutlu etmedi. teşekkürler dünyanın en güzel takımı. teşekkürler.”

Bu farklı hikayelerin bir yerde, hem de çok yakınlarda biteceği çok belli idi ama ne yalan söyleyeyim o ihtimalin yaşanmaması için herkes üç maymunu oynadı. Bogi’nin bile gideceği çok belli iken eminim ki herkeste kalmasına dönük bir küçük umut vardı.

Bu kadar bariz olan bir durumu neden kabullenemediğimizin nedenini ise kendime tek bir söz ile açıklayabiliyorum. En sevdiğim simyacının bir sözü ile:

“gerçekleşen bir hayal, gerçek bir hayal değildir.”

Yolunuz açık ve başarılar ile dolu olsun. sizleri hiç ama hiç unutmayacağım.

Not: Yazıyı birkaç aydır yazmaya çalışıyorum. Yazabilmek için sarhoş oldum, yazabilmek için ayık kaldım, yazabilmek için bişey olmasını bekledim ama bir türlü cesaret edemedim. Sezon bu hafta başlıyor ve bu yazının bu hafta yazılması gerekiyordu. Unfinished business’lerden nefret eden takım bunu hakediyordu.

Reklamlar