Uzun zamandır yazmak istediğim ama yazmaya cesaret edemediğim bir başlığın altından herkese merhaba. Üzerinden bir aydan biraz fazla geçti ama mutluluk ve heyecanı hala damarlarımda. 24 Haziran Cumartesi günü erken başlamış olduğum alkolün etkisiyle hadi o zaman diyorum…

Ülker ile gerçekteleşen birleşmeden sonra hedefler bir anda büyümüş, uçsuz bucaksız hayallere dalmıştık. Aydın Örs ile heyecanlanıp, Solomon, Mrsic, İbo, Mirsad markaları ile hop oturup hop kalktık. Daha sonra ölümsüz Tanjeviç (kulakların çınlasın Kürşi) hamlesi ile şaşırıp sinirlenmiş, Spahija ile hafif silkinmiş sonrasında Pianigiani hamlesi ile dibi görmüştük. İşin en boktan tarafı sorunun koç’tan bağımsız takımın kötü yönetilmesiydi (kulakların çınlasın Nedim Karakaş). Ülker ile ilişkiler bozulma arifesinde iken 02 Temmuz 2013 yılında yeni koçumuz açıklandı: Zeljko Obradovic!!!

Hayatımın en boktan dönemi olan askerlik sonrası eve dönüşümün ve tam bir yıl işsiz kalşımın üzerine başladığım yeni işimin 3. ayıydı. Futbol takımına duyduğum güvenin zayıfladığı ve bisikletimi (Kunieda)  yenilediğimden 1 ay sonraydı. Uzun süre sonra kafama esen herşeyi yaptığım yıl: 2013.

Yeni sezon için mutlaka çubuklunun peşine düşmem gerektiğini hissettiğim ancak bir türlü Futbol takımına yakınlık duyamadığım bir süreçte geldi açıklama. O, artık basketbol takımının koçuydu. Kürşat ile yaptığım çokta uzun sürmeyen bir konuşma sonrası kombinemi aldım. Hayatındaki belirsizliklerden dolayı yanımda olamasa da onun da bir tarafı hep o salonda olmak istedi, eminim.

İlk yılımızda takımın kabuk değiştirdiği takım olmaya çalıştığı bir sezon oldu. Kocaman bir kaostan, koç takımına… O sezon hatırımda kalan en büyük olay Bojan Bogdanoviç’in Barcelona maçında önümde kaçırdığı üçlüktü. Avrupa sezonu bizim için o top ile bitmişti. sezon sonunda vermiş olduğu bir röportajda, biten sezona dair tek isteğinin o atışı tekrar yapmak olduğu idi ama yapamadı tabi ki. (kendisi birinci gruplarda sayı lideri olup ikinci grupları üçlüksüz bitirmişti!!!)

İkinci yılımız fazlaca değişiklik ile geçti. Gelenler, gidenler derken yepyeni bir takım izliyorduk. Bojan gitmiş, Goudelock gelmiş takıma sessiz sedasız başka bir Bogdanoviç katılmıştı: Bogdan. Goudelock’ın seri şekilde atmış olduğu üçlükler bir tarafa sezonun yıldızı bu topraklara gelmiş olan en özel basketbolculardan olan Nemanja Bjelica idi. Elini siktiğim Emir Preldziç‘in asisti ile turnukeyi bıraktığında hepimiz yerimizden zıplamıştık. O sezon, son şampiyon Maccabi’yi denize döküp, tarihimizdeki ilk final four’u yapmıştık. Rakip İspanya’nın kralcı takımı Real Madrid’di. Maça Nocioni’nin (sonralarda fazlaca karşılığını göreceği) Bjelica üzerinden oynadığı sert oyun ile başlamıştı Real. Takım sertlik karşısında sinmiş, hücumumuz adeta durmuştu. Olmadı, yarı finalde tamam dedik.

Üçüncü yılımızda yine yepyeni bir takım ile başladık sezona. Ülker isim sponsorluğunu bırakmış ve yıldızımız Bjelica kurtlarını siktiğim Minnesota’ya gitmiş, yerine Gigi Datome gelmişti. Takımın kangreni Emir yanına gelişimden mahrum Oğuz ve Semih’i de yanına alarak en sonunda takımdan ayrılmış ve takıma NBA’de beklentileri karşılayamayan bir isim Ekpe Udoh ve avrupanın tanınan ismi Pero Antiç katılmıştı. Yeteneği azalmış, mücadele gücü artmış bir takım olarak çıktık yola. Ayrıca bir parke dışı transfer olarak iş arkadaşım İlker yanımda kombine almıştı. 🙂  Sezon başında en fazla eleştirdiğimiz, Drew’in yerini dolduramayacağından korktuğumuz isim Bobby Dixon ise kısa rotasyonumuzda sınıf atlamıştı. Sezonun yıldızı ise hiç şüphesiz pota altını her iki taraftada karartan Ekpe Udoh ve Jan Vesely ikiz kuleleriydi. Takım o kadar ritimle büyüyordu ki herkesin bu defa “o sene bu sene” olacağına dair inancı tamdı. İşte tam bu sırada önce Jan ayağını burktu. Uzun süre takımdan ayrı kalan ikiz kulelerin Çek’i bütün yükü Ekpe’nin omuzlarına yüklüyordu. Zoriç, Oğuz ve Semih’in ayrıldığı yıl üstüne üstük Ömer Faruk Yurtseven’in arkasına bakmadan kaçmasıyla pota altında tek başına kalan Udoh’un baskı altında kalacağını düşünürken, o bütün o baskıyı göğüsleyip kıtanın en iyi uzunu benim mesajını tüm avrupa’ya haykırdı. Bu süreçte kendisine el veren Nikola Kaliniç’i unutmamak lazım. Top 8’de Real Madrid ile karşılaşan, Vesely’siz takım Obradoviç’in liderliğinde büyüyor ve Madrid’i sahadan siliyordu. İçerideki ilk iki maçı #sarıtribün ile 2-0 ile geçen Fenerbahçe seriyi Madrid’te bitirme niyetindeydi. Seriden sonra öğrendiğimize bilgilere göre Obradoviç ilk maçın öncesinde takıma ertesi gün için alınmış uçak biletlerini göstermiş ve tüm takıma olan inancını belli etmişti. Hayatını mücadele etmek ve rakibine saygı duymak üzerine kurmuş olan koç’un takımına olan güvenini takımı tabi ki boşa  çıkartmadı ve 3-0 ile süpürerek bir kez daha adımızı Final Four’a yazdırdık.

F4’te bu sefer rakibimiz Laboral’di (Baskonia). Darius Adams, Mike James ve Iannis Bourousis oyun merkezi ile oynayan  Laboral maçı son çeyreğe önde girmiş, maçı izleyen bizleri çaresiz bırakmıştı. Maçı Bağdat caddesi Yerfısıtğında, iş arkadaşlarım Ahmet Can (adaşların en güzeli) ve Burak ile izlemiştim. İlk yarı sinirlenip umutsuzluğa düşmüşken son periyotta hop oturup hop kalmıştık… Sene başında “dünyanın en güzel takımı” lakabını alan çocukları bizi üzmemiş, bu defa tarhimizde ilk defa final için adımızı yazdırmıştık. Rakip ise avrupanın en büyük bütçesine sahip takımı CSKA’ydı.

Koç’un eski yardımcısı Itoudis’in de Colo – Teodosiç ikilisiyle geçirdiği göz kamaştırıcı sezonda CSKA finalin favorisi idi ancak karşısında Obradoviç’in asla pes etmeyen Fenerbahçe’si vardı. Son periyoda yine geride girdiğimiz maçta muhteşem bir geri dönüşle öne geçmişken de Colo’nun hatalı yürümesinin çalınmadığı kaçan üçlüğünün ribaunda Khryapa’nın topu tamamlamasıyla maç uzamış sonrasında ise kupa ellerimizden kayıp gitmişti… (yaşamında mutluluğu, ölümünde huzuru tadama Damir Javor) O maça dair ne hatırladığınızı hangi renktaşıma sorarsanız sorun cevabı Bogdan ve Ekpe’nin reklam panolarına sırtlarını verip oturuşlarını söylerdi. Hepimiz öyleydik. Ertesi gün yaşamak istemediğimi hatırlıyorum. O yüzden bir yıl boyunca pek çoğumuzun aşamadığı bir mevzu vardı…

F4 dönüşü yinde toparlanmayı başarmış, ligi kazanmıştık ama damağımızdaki kalan sevinç buruktu. Bir eksiklik vardı…

Koç dördüncü yılına kadroyu koruyarak başlamıştı. Sadece Hicman gitmiş, yerine Nunnally gelmişti. Ayrıca uzun rotasyonuna Ahmed Düverioğlu katılmıştı. Sezon başında Jan takımda kalışını “yarım kalmış bir işimiz var” ile Ekpe Udoh ise imzaladığı sözleşme sonrası #feneryear hashtagi ile duyurmuştu. Takım lakabının (dünyaının en güzel takımı) hakkını veriyor ve tribünlerinin hislerini daha yaz aylarından demeçlerine yansıtıyordu: yarım kalan bir işimiz var ve bu yıl Fenerbahçe’nin.

Sezona sakatlıklar ile başladık. Kostas ve Bogdan sırasıyla takımdan ayrı kaldı. Bir ara Antiç’te uzaklaştı. Takımda dam bir sakat iyileşti derken başka bir sakatlık haberi geliyor sürekli okeyde dördüncüyü arıyorduk. Değişen Euroleague formatında artan maç sayısını takımımız kaldıramayacak korkusu hepimizi sarmışken, tek umudumuz Ayetullah Bey’in ilham aldığı Fener gibi gecemizi aydınlatan koçumuz Zeljko Obradoviç’ten başkası değildi. Sezon bitiminde Ekpe Udoh bile bloğunda sezon içerisinde karamsarlığa kapıldığını itiraf etmişken bizim ruh halimizdeki gel-gitleri varın siz düşüşünün.

İş arkadaşım İlker defalarca bu sezon bizden bi’şey olmayacağını ve yeni sezonda kombinesini yenilemeyeceğini söylerken ben hep temkinliydim. İçeride kaybedilen Kazan, Daçka ve Maccabi maçlarından sonra bile. Çok çılgın bir iç saha rekoru şu maçlar yüzünden gelmemiş olsa da tek dileğim sonunun güzel olmasıydı.

Top8’e kalıp Pana ile eşleştiğimizde hepimizin kafasında soru işaretleri vardı ama iyileşen bütün sakatlar ve takımın yükselen formu aynı şeyi işaret ediyordu: şehrimizde olacağız. Öyle de oldu. Panathinaikos’u 3-0 ile geçip adımızı bir defa daha Final Four’a yazdırdık. Madrid – Berlin sezonları sonrası bu defa  yarım kalan işimizi bitirmek için şehrimizde.

Yarı final maçı Madrid’le idi. Ne yalan söyleyim hayalim önce Madrid’i sonra CSKA’yı yenip kupayı kazanmaktı. İlk final four’dan, son final four’a oynadığımız sıra ile intikam ala ala kupaya uzanmak için. Madrid maçını baştan sona önde götürdük. Ama öyle böyle değil. Rakibe hiç umut vermedik. Maçtan sonra Kürşat, twitter’dan palaştığım bir tweet serisini (salona ve Bostancı’da denk geldiğim @rualtun‘a ait olan) , whatsapp grubumuzda paylaşmıştı. Bu konuyu o tweetlerle bitirmek en güzeli.

C-hvaUbXcAACLLP

Final için hepimizin beklentisi CSKA iken, Kill Bill yarı finalde, eşinein hamile olduğu bir sezonda yine şapkadan tavşan çıkartmış ve rakimiz olmuştu. Finalin adı Fenerbahçe – Olympiacos.

Maça Ekpe Udoh’un asistine Jan Vesely smacıyla başladık. Bu bütün avrupaya bir mesaj gibiydi. Bu defa bizim olanı vermeye hiç niyetimiz yok. Sinan Erdem’de trübünler, televizyonda bir tarafta İsmail Şenol, bir tarafta Murat Kosova mikrofonda coşarken parkede bağıra bağıra gelen bir zafer çığlığı vardı: bizim olanı almaya geldik. Geldik derken sadece köprüyü geçtik aslında.

Tesla’dan sonra gelmiş en büyük Nikola olan Kaliniç, Lefter kadar büyük Fenerbahçe efsanesi Ekpe, Ayten Salih gibi çubuklu askeri Bogdan, Eda Erdem gibi çubuklu ruhuna sahip Melih ve bir karşılığı olmayan Zeljko Obradoviç… Takvimler 21 Mayıs 2017’i gösterdiğinde çubuklunun güzel çocukları avrupanın en büyüğü, Ekpe Udoh ise final four MVP’si olmuştu. Koç ile geçen dört yılın ama çok daha öncesine, Caferağa sezonlarına dayanan bir hayalinin gerçekleşmesiydi bu sezon. Ne yalan söyleyeyim hep Taurasi’li, Taylor’lı Fenerbahçe’nin ilk avrupa basketbol kupasını getireceğini düşünürken yaşananlardan buralar geldik.

Bir adam, bir hayal kurarak takımı buralara getirmişti. Ve ne mutlulu ki bana 4 yıl boyunca bu takımın gelişmesini çıplak gözle takip ettim.

Bu bloğun amacı doğrultusunda sarhoşum ve saçmalıyorum ama bu takım kadar kimseye yakınlık duymadım. Ailemden kimseyi bu takım kadar çok sevmedim. Bu yaz, bu takım muhtemelen dağılacak olsa da hep kalbimin en derininde bulunacak.

(not: yazıyı blogtaki diğer bütün yazılar gibi sarhoşken yazım. düzeltilecek bir taraf varsa bana yazın, yoksa siktir edin. Yazının ana fikri: Obradoviç ulaaann!!!!!)

 

Reklamlar