Yine karmakarışık bir akşam. Bir taraftan maç kazanmış olmanın verdiği mutluluk, bir taraftan sorumsuz bir futbolcunun yaptıkları ve maç sonrasında ona sahip çıkmaya çalışanlar…

Sırf İstanbul takımı diye büyük statüsünden sayılan ve taraftarlara maç izletebilmek için adına derbi denen bir maç için fazla gerilimli oldu. Hoş olan gerilimin tamamına yakınını kendi kendimize çıkarttık ya neyse…

Kazanmak güzel ama bazı başlıklar var ki akşam akşam sinir kat sayımı türk lirası karşısındaki dolar azmanlığan getirdi.

1- Emenike: bak güzel kardeşim, kimse sana gol kaçırdığın için tepki koymuyor. Düne kadar gol kaçırdığın, pozisyona giremediğin maçlarda o kadar laubalilik yaptın ki insanların sana tahammülü kalmadı. En ufak hatanda homurtular başlıyor. Bu yüzden aynı takımdaki Sow geçen sene kendisinin yuhlanmasını beklerken çabasından dolayı alkışlandığında ağlamıştı. Aynı taraftar Guiza’ya en kötü gününde destek oldu. 6-7 Eylül olaylarında Lefter’i linç etmeye çalışanlara engel olmak için Kartal’dan motorla Büyükada’ya gidip evinin kapısında nöbet tuttu bu taraftar. Goller kaçar, maçlar kaybedilir ama formayı çıkartıp oynamıyorum demek ne lan hadsiz?

2-  İsmail Kartal: bak güzel kardeşim, zaten taraftar sana saygı duymuyor, orada olmayı haketmiş bile olsan geliş şeklinden dolayı kimsenin içine sinmedin. Herkesin gözünde RTE-Davutoğlu, Aziz-Kartal benzetmeleri yapılıyor. Kötü teknik direktör olabilirsin, futbolcularına söz geçiremeyebilirsin, birinin kuklası bile olabilirsin ama arkadaş sen bu takımın formasını senelerce giymiş bir adamsın, formayı çıkartıp oynamıyorum diyen futbolcuyu savunmaya çalışıp “taraftarımız sağduyulu olsun” demek ne lan? O formayı maç sırasında çene kemiği kırılmasına rağmen oyundan çıkmayan Basri’ler, sabah basketbolda Galatasaray’a basketbolda 28 sayı atıp, aynı günün akşamında futbol takımıyla gol atmış olan Can’lar giydi, maç oynanırken formayı çıkartma cüreti gösteren bir oyuncuyu savunmak nedir lan?

3- Aziz Başkan, şu gün o koltukta oturuyorsan yat kalk 3 Temmuz’a dua et. Senin süren ondan önce dolmuştu ama bu taraftar senin dış baskıyla gitmene razı gelmedi. Hepten kontrolden çıktığın, “en iyisini ben bilirim” mantıksızlığının tavan yaptığı şu dönemde senin de artık gitme zamanın geldi. En kötü gününde yanında olan taraftara arkanı dön, şampiyon hocanı kov, hiç hatayı kendinde arama… Şu yukarıdaki tablonun suçu sensin Aziz Başkan, başkası değil.

Daha neler neler yazasım, içimdekileri kusasım var ama işte yoruldum artık. Gerçekten çok yoruldum. Şu hayatta en çok sevdiğim, en çok değer verdiğim ve en büyük zaafım olan şu takım öyle bir akşam yaşattı ki dengem bozuldu. Galibiyete sevinirken yaşananlara sinirleniyorum. Yin Yang nedir diye soran olursa gelip bu akşam yaşadığım duygu yoğunluğunu, iniş çıkışları incelesinler. Bir gün sırf şu takımın bana yaşattığı iniş çıkışlar yüzünden başıma bi iş gelecek ama du bakalım…

Neyse, anlaşmazlıklar olur, boktan hissedilir, herşey geçer gider ama…

Aşk hiç biter mi?