Sizin için çok kıymetli olmasına rağmen çeşitli nedenlerle tamamen vazgeçmek zorunda kaldığınız, çaresizlikle sadece hatıralarınızda kalmış olan bir şey size hiç geri döndü mü? Geçtiğimiz ay böyle bir olay başımdan geçti. Hikayeyi biraz geriye sarmak gerekecek sanırım…

Ahmet Dedemi ben daha doğmadan önce kaybetmişiz, ismimdeki Ahmet ve sigaraya olan nefretim (günü tek kibrit kullanarak geçirirmiş) buradan gelir. Ben daha çocukken memleketteki evde bulunan saati, dedemin soyadını taşıyan tek erkek torun ben olduğum için bana vermişlerdi. Küçüklüğümde saati madalyon gibi boynuma asıp gezermişim, sonra sonra aklım biraz daha başıma geldiğinde yani emanetin ağırlığını farkettiğimde daha dikkatli davrandım o saatte. Evin içerisinde havlularla dolu bir dolabın içerisinde muhafaza ediyordum dedemin saatini. Sırf yeterince büyümeden yanımda evime götürürsem kırarım korkusuyla götürmüyor, tatilden tatile gittiğimde çıkartıp saati kuruyor ve izliyordum. Dedemin saati kullandığı zamanları hayal ediyordum. Çocukken her tatil mutlaka ankara’ya gider ve tatilin bir kısmını o evde geçirirdik. O eve her adım attığımda yaptığım ilk iş saati kurmak olurdu. Güzel zamanlardı…

O zamanlardan...

O zamanlardan…

Hayat içerisinde doğal süreçlerden olan hastalık ve ölümlerle süreç değişmeye başladı ve önce halam hastalandı. Kaybetmeden önce 5 yıllık bir bitkisel hayat süreci oldu (ışıklar içinde yatsın), babaannem bu süre zarfında bir saniye yanından ayrılmadı halamın. Haliyle Ankara ziyaretleri sadece Ankara merkezi ile sınırlı kalıp, eski eve uğramaz olduk. Kaybettiklerimizle birlikte bütün eski gelenekler de hatırlarımız arasında ölümsüzler kategorisi altına geçti.

Seneler sonra babamla mezar ziyareti için gittiğimiz Bala’da, bir şekilde eve uğrama fırsatım oldu. Evin arka tarafı, su birikmesi yüzünden oluşan toprak kayması nedeniyle yıkılmak üzereydi. Fotağrafta gördüğünüz bahçede canlı ağaç sayısı 1-2 ile sınırlı hale gelmişti. Ama benim için asıl önemli olan şey Dedemin saatiydi. Eve girdiğim gibi ilk iş olarak havluların arasını kontrol ettim ve yaşayacağım en büyük şoklardan birini geçirdim: saat orada değildi. Babamlar 1-2 sene önce evdeki değerli eşyaları almak için gelmişti, değerli derken tamamen manevi şeyley. Fotoğraflar, eski giysiler vs. Onu hatırlayarak babama saati sordum ve babamın bir bilgim yok cevabıyla ikinci sefer yıkıldım. Dedemden bana kalan en büyük mirasın akıbetini bilmiyordum ve bu beni bir şekilde kahrediyordu. Babam saatinin kuzenimde (halamın küçük oğlu) olabileceğini babaanneme soracağını  söylediğinde bir umut belirdi içimde ama sonunda babamdan hiç ikinci bir haber gelmedi.
Geçtiğimiz sene, satış müdürümüz Yücel Bey ile (ne kadar teşekkür etsem az. arkasından sadece iyi kelimeler kullanbileceğin, gerçekten muhteşem bir insandır. ) Ankara’ya günübirlik bir bakanlık ziyareti  yaptık. Ricamı kırmayan müdürümle aynı gün hem anneannemi hem babaannemi ziyaret ettik. Her ikiside hastaydı. anneannem Yusuf dedemi yakın zamanda kaybettiği için yıkılmış, babaannem ise yukarıda yazdığım süre içerisinde alzheimer hastalığına yakalanmışdı. Ziyaretin sonlarına doğru tam kalkmaya yakın babanneme saati sordum. Bilmediğini, ama araştıracağını söyledi. Hoş o gün bir saat içerisinde 4 defa Yücel Bey’in kim olduğunu sormuştu. Haliyle evden ayrıldıktan sonra saatten çok babannemin sağlığını düşünüyordum. Ayrıca ne yalan söyleyeyim en başta, o dolabın içinde bulamadığımda saati sonsuza dek kaybettiğimi düşünmüş ve neden  daha önce saati almaya gitmediğim için kendime kızmıştım. Kaybı kabul etmiş olduğum gibi içimde en ufak bir umut kırıntısı kalmamıştı. Sadece çaresiz denemelerden ibaretti yaptıklarımBabannemi yalnız bırakamadığı için bir süredir Ankara’da yaşayan babam yaklaşık bir buçuk ay önce ziyarete geldi. Akşam hasret giderdikten sonra odama çekilmiştim, bilgisayarda zaman öldürüp uykumun gelmesini beklerken kapım çaldı ve babam yanıma geldi. Yüzünde garip bir gülümseme vardı ki hala gözümün önünde o an. “Babaannen sana gönderdi” diyerek dedemin saatini uzattı. Gözlerim hiç olmadığı kadar açılmıştı ve gerçekten inanamıyordum. Üstte yazdığım gibi saatin akıbetini sorduğum gün, 4 defa Yücel Bey’in kim olduğunu soran alzheimer hastası babaannem ona sorduğum saati unutmamış ve geçen o kadar süre içerisinde bir şekilde saati bana ulaştırmışdı. Babama öyle bir sarıldım ki, o an yaşadığım duyguların bir tarifi gerçekten yoktu. Ertesi gün ilk iş olarak babaannemi aradım ve dakikalarca teşekkür ettim.Hala o anı hatırladığımda yüzümde aptal bir gülümseme beliriyor. Ara ara saati çıkartıp kuruyor, izliyor,  aptal aptal sırıtıyor ve tekrar yerine kaldırıyorum. Her ne kadar umudumu kaybetmiş ve gözden çıkartıp yitik olarak görmüş olsam bile dedemin saati şuan avucumda duruyor.  Hayat her bitti dediğimizde filizlenen, Pandora’nın kutusundan çıkan en büyük kötülük ve felaketlerden sonra kutunun dibinden çıkan umutla güzel.  Yitirdiğinizi düşündüğünüz kıymetlilerinizin en kısa sürede size döndüğü günler diliyorum. Ve evet, bitmeden bitmiyor…
2014-06-08-223434