Duygusal insanlarız. Belki konum itibariyle, belki genetik kodlamadan, belki havasından, belki suyundan ülke geneli olarak duygusal insanlarız. Kriz ortamında kenetlenmemizden görebilirsiniz bunu. Geçtiğimiz yazdan önce birbirini tanımayan 1 Fenerbahçeli, 1 Galatasaraylı ve 1 Beşiktaşlı yanyana fotoğraf çektirir miydi? Çok net söylüyorum: Hayır. Hatta “-senin bizim çöplükte ne işin var?”  naralarıyla horozlanmalar, kavgalar  hatta adam öldürmeler olurdu (ki olduda). Ama bir şekilde, birilerine karşı birleşti insanlar. Kendi haklarını, özgürlüklerini korumak için, yolsuzluğa tepki göstermek için, eşitlik için, adalet için… Nedenler artabilir. Ama insanlar bir şekilde aynı küme içerisinde toplandı. Yoksa Trabzon gibi farklı insanlara ait 2 el, aynı kare içerisinde  sol yumruk ve kurt başı olarak ölümsüzleşebilir miydi? Tepkiler gösterildi, hak aranmaya çalışıldı en azından ses yükseltildi. Gerçek muhalefetin, meclis koltuklarında kıç büyüten sözde muhalefet milletvekillerinden değil sokaktaki seçmenlerin oluşturduğu gösterildi. “yaptım oldu.” mantığının artık bu topraklarda kabul görmeyeceğinin mesajı verildi, karşı taraf anlamak istemesede.

Neyse süreç sokaklarda bu şekilde gelişirken bu sefer kol kola insanların özgürlüklerini ellerinden alan, haksız yere nefret duygusuyla kendinden olmayanları cezalandıran 2 grup arasında çıkan kavga sonrasında destek toplama çabaları başladı. Burada medyanın ne kadar tiksinç olduğunu görmek için belirttiğim dönemin 2 parlayan yıldızı olan ROK ve M. Baransu’nun muhteşem dönüşlerini incelemeniz yeterli olacaktır. Olduklarından da iğrenç olmayı başardıkları için ayrıca kutluyorum, neyse… Gün yüzüne çıkan telefon görüşmeleri, düne kadar usülsüz ve hukuka aykırı ÖYM kararlarıyla alkış tutularak içeriye giren insanlar dışarı çıkartılmaya başlandı.  En son örnek olarak İlker Başbuğ çıktı karşımıza. Eski Genelkurmay Başkanının ne şekilde itibarsızlaştırılarak içeriye alındığını herkes hatırlayacaktır. Yada en azından işine gelmeyenler dışında kalanlar. Karşılıklı savaş sırasında cephe genişletmek için dışarıya çıkartılmış Başbuğ’a verilen tepkileri hayretler içerisinde izliyorum. Öncelikle evet İlker Başbuğ’un dışarı çıkışı beni çok sevindirdi, bundan sonraki yargılamada adil olmayacak olsa da en azından süreç içerisinde yeni sürprizler olabileceği beklentisi doğdu. Hayret ettiğim kısım ise insanların verdiği “Cumhurbaşkanı olmalı” tepkisi…  Arkadaş bu adam eski Genelkurmay Başkanı olarak içeriye girdi. Hak ve özgürlüklerini arayan insanların TSK’yı temsil eden birisini Cumhurbaşkanı olarak göstermesini aklım almıyor, gerçekten almıyor. Dolaylı yoldan militarizmi desteklediğinizin hiç mi farkında değilsiniz? Temel hak ve özgürlükleri peşinde koşan bir kitlenin tutup militarizmi desteklemesinin mantığını kim açıklayabilir? Hadi çok zorlasam belirli bir kesimin bunu desteklemesini anlayabilirim ama öyle insanlardan bu sesler yükseldi ki resmen ağzım açık kaldı. Yahu bir nefes alın, durun bi düşünün. Benzer şekilde çıkarttığı 2 yolsuzluk dosyasıyla birlikte Kemal Kılıçdaroğlu’nu genel başkan yapanlar şimdi pasiflikle suçluyor. Adam sürekli buydu. Hiçbir liderlik vasfı olmamasına rağmen  sırf yapması gereken muhalefeti yaptı diye tutup parti başganlığına çıkarttınız ve şimdi pasiflikle eleştiriyorsunuz. Benzer kampanyalar Emine Ülker Tarhan ve Muharrem İnce üzerinden de yapılıyor hatta.1 ay sonra Kılıçdaroğlu’na benzer nedenlerle koltuktan indirilmeye çalışılacaklarına adım gibi eminim.

Tamam duygusal tepkiler veriyoruz, uç noktalarda yaşıyoruz ama aynı hatayı döne döne yapmanın mantıksızlığını ne zaman kavrayacağız? Hayatın getirdiği doğal öğrenme hiç bitmez ama bu coğrafyada ekstra yavaş işliyor (hatta ilemiyor) gibi geliyor. Bilmediği  tarihiyle bu kadar övünen insanların tarihten hiç ders alamaması ayrı bir ironi. Hoş tarih denince yine bu coğrafyada tek bilinen bilginin İstanbul’un fethi gerçeği olduğunu zaman zaman unutuyorum…

Konu gene çok dağıldı, ne zaman düşünmeden bir yazıya girişsem düşük konsantrasyonlu yapım gereği farklı farklı başlıklara giriyorum. Yine tarz dışı bir yazı oldu ve bunlar son 2 yıldır arttı, farkındayım ama daha önce dediğim gibi burada tek kural: kafama göre. Neyse bu konulara fazla girersem yine sinirlerim hücüm borusu eşliğinde kolbastı oynayacak. Yine bunlara sinir olmak yerine gereksiz muhabbetlere yelken açmak için hepinize iyi bir hafta diliyor ve sendromlarınızı selamlıyorum.