Saat gece 02’ye geliyor. Uyumak için erken, film izlemek için geç bir saat. Bir gece öncesinde alkolün bokunu çıkarttığım için içesim de yok. Işıkları kapatasım var ama monitör karşısında boş boş bakmak istemiyorum. Tam bu sırada resmin bütününe baktığımda gözümde orta okul zamanlarımdan sahneler canlandı: sessizlikte uzaktan gelen uğultular, kafana kafana saldıran kargalar, cam kenarından geçerken seni içeriye çekmeye çalışan eller, mermin bittiğinde umutsuzca kaçmak… Şartlar (saat, alternatif plan azlığı), ortam (yalnız ve sessiz bir gece) ve geçmişe duyulan özlem seni kendiliğinden aynı adrese sürükler: Resident Evil.

Roccoon City ve 6 denemelerinin hüsranlarından sonra çıkan serinin son oyununu (revelations)   Kürşat “seri bir yerden başlayacaksa, bu oyun iyi bir başlangıç olacaktır” şeklinde yorumlamıştı. Pek umudum olmasa da denemek istedim. Nede olsa eğer gerçekten başarılıysa tekrardan özlediğim sahneleri yaşama şansım olacaktı, bu fırsatı kaçıramazdım. 2 kısa bölüm, 1 uzun bölüm ve hepsini S class’la bitirdikten sonra (oyunun tamamı bittiğinde geniş bir yorum yapabilirim) yapabileceğim yorum: evet bir serinin başlangıcı olabilir ama başka bir serinin. En sevdiğim oyun serisi kabullenmek benim için çok çok zor olsa da, ne yazık ki 3. oyunda bitmiş. Şimdi eski dostların, yeni görünüşleriyle, farklı açılardan, farklı oynanış şekilleriyle ilerleyen yeni bir oyun serisi var. Muhtemelen yeni çıkacak başka bir oyuna aynı beklentiyle girişip, yine hayal kırıklığına uğrayacağım. Ama işte güzel zamanları tekrardan yaşamayı umut etmezsek hayatın ne anlamı kalır değil mi? Milyonda bir bile olsa eğer böyle bir umut varsa insan bunu denemeli.

Hayatımızda değiştirilmesini istemediğimiz anılar vardır. Hem kalbimizde, hem zihnimizde yerleri sabit olan. Sonrasında ne olursa olsun o anılar bir buz kütlesinin içerisinde kalmış gibi hep aynı, hep güzel kalır. Bozulmaz. İşte Resident Evil’ı hep böyle hatırlayacağım. Köşkte Wesker’ın (a.k.a. O. Ç.) Chris’i sattığı , Leon’un kanalizasyonda timsahtan kaçtığı, Ada’nın avcumuzdan kayıp düşüşü,  ya da  Jill’in polis merkezi girişinde Nemesis’le ilk karşılaştığı anda olduğu gibi. Ki şu son anda bu oyunu oynamış olan herkesin başının üst kısmı ile oynadığı odanın tavanı arasındaki mesafeyi hiç olmadığı kadar kısaltmış bir andır.

İlerleyen zamanda bu yeni seriyi bitirdğimde tekrardan daha uzun bir değerlendirme belki yaparım ama şuan sadece eski seriye olan özlemimi belirtiyor ve eski, kıymetli dostlarımla ( Chris, Claire, Jill, Leon) tekrar, ilk orjinal halleriyle buluşacağım günün hayalini kuruyorum.  Fazla uzatmadan şimdilik müsade.