Hayatımın en fazla rüya gördüğüm dönemindeyim sanırsam… Çoğunlukla karmaşık rüyalar üstelik.  Hayatım boyunca birini yada birşeyi düzenli olarak rüyalarıma konuk oyuncu olarak almamıştım ancak son dönemde (özellikle son iki ay) rüyalarımın %80’inde baş karakter (ki kendisini özne’likten rüyalarımın başrol oyuncusu mertebesine geçti) belli. Bu rüyalar sonrasında güne bazen huzurlu, bazen gergin başlar gün içerisinde rüyanın etkisinden kurtulur (aklımdan çıkmasa da) hayata devam ederdim. Ancak bilinçaltım bu sefer kalan %20’lik kısımdan vurdu. Bu yazı bambaşka bir rüya ve gün boyu etkisinden kurtulamamam ile ilgili. Konu bu sefer dedem…

Uykumu düzene oturtsam da düzen bana uygun olmadığından sanırım geceleri sürekli (üstelik hemen hemen aynı saat aralıklarında  03 – 04 ve 05:30 – 06:30 arasında bir yerlerde) uyanıyorum. Yine böyle bir gece oldu. Cumartesi sevdiğim insanlarla, bol kahkahalı bir gün geçirdikten sonra evime dönüp tatlı bir uyku için yatağıma uzandım ancak sabah kalkışım nefes nefese ve ter içerisinde oldu. Dedemle ilgili gördüğüm bir rüyayı, o’nu kaybettikten sonra şurada anlatmıştım. O dönem çok etkileyen iki rüyamı tekrar yazayım hatta.

Bayram öncesi ankara’ya gitme planları yaparken dedemi kaybettiğimizi rüyamda görmüş ve uyandığımda afallamıştım. Rüyamı ablama anlattığımda “dedemin ömrünü uzatmışsın” yorumunu yapmıştı, daha sonra gördüğüm bir rüyada (ki bunu yazmasam da Kürşat’a anlatmıştım) dedemin sağlığına kavuştuğunu görmüştüm. Uyandığımda, ablamın önceki rüyama yaptığı yorum aklıma gelmiş ve sonra düşünmek istemediğim şeyleri kafamdan uzaklaştırmaya çalışmıştım. 1 hafta geçmeden dedemi kaybettiğimizin haberi geldi zaten. O dönemden sonra bir kere daha dedemi gördüm. Hastalık zamanındaydı yine ama iyi gördüğüm için oldukca moralli kalktığımı hatırlıyorum. Bir süre rüyalarımda ziyaretime gelmemişti görebildiğim tek dedem, ta ki bu pazar sabahına kadar.

Rüyamda ankara’daydık. Çoğul konuşuyorum çünkü yalnız değildim. Önce ailemle bir telefon konuşması yaptım, kötü birşeyden bahsedilmese de bir hüzün vardı. Şimdi düşününce sanki nedeni dedemin olmayışı gibi geliyor, neyse… Sonra Yıldıray’ın kullandığı arabada Savaş, ben, Özge ve tanımadığım bir arkadaş daha Yıldıray’ın rehberliğinde Ankara gezmesine çıktık. Sohbet, muhabbet derken kolejde arabadan inip dedemlere doğru yola çıktım. Normalde hep kullandığım yoldan yürüdüm, seyran’ın o dik yokuşu ve hiç bitmeyecek gibi gelen merdivenleri… Derken apartman çıktı karşıma, yukarı çıktım ve kapıdan içeri girdim. Aile büyüklerimin çoğu oradaydı. Buraya kadar herşey normal. Kafamı çevidiğimde dedemin her zaman oturduğu koltuğun karşısındaki koltukta, her zaman oturduğu tarafın tam tersine doğru (normalde karşı koltukta televizyona doğru otururken bu kez pencereye doğru) otururken gördüm (nedendir bilmiyorum ama bu terslik durumu hoşuma gitmiyor, içime sinmiyor. rüya tabirlerinden anlayan yada bu durumu yorumlayabilecek varsa mesaj veya mail atarsa çok sevinirim.) . Sırtı bana dönüktü. Diğer aile fertlerine biraz şaşkın biraz keskin bir bakış attım sonra onlardan “-deden dirildi” yanıtını aldım. hızlıca dedeme doğru yönelttim bakışlarımı. tam o sırada bana doğru döndü, gülümsüyordu. Yüzünde öylesine huzurlu bir gülümseme vardı ki anlatamam. O’na doğru hareketlendim tam o sırada sol alnında bir bandaj olduğunu farkettim ama umursamadım. Sıkıca sarılıp yanaklarına birer öpücük kondurdum sonra içimde öyle bir hüzün, öyle bir keder fırtınası koptu ki… kendimi sırtüstü yere doğru bıraktım ve ağlamaya başladım. Öylesine şiddetli ağlıyordum ki gözlerimden altında duş alınabilecek bir sağnak akıyordu ve hayır, kesinlikle mutluluk gözyaşları değildi. Bizimkilerin beni teselli etmeye çalıştığını duydum ama sadece ellerimle yüzümü kapatabildim ama ağlamam durmuyordu. Tam bu sırada terden sırılsıklam olmuş bir halde nefes nefese uyandım. Tarifsiz bir hüzün, keder ve huzursuzluk koalisyonu hüküm sürüyordu moralimde. Anlayamadığım/anlam veremediğim bu kadar sevdiğim birini tekrar rüyamda, hemde canlı olarak görmenin iyi birşey olması gerekmez miydi? Peki bu hissettiklerim nedendi?

Ne yalan söyleyeyim gün boyu çıkamadım rüyanın etkisinden. O hüzünle, o güzelim gün kılımı kıpırdatasım gelmedi. Ne yapsam da keyiflensem diye düşünürken bilgisayarda bratja’nın daha önce paylaştığım konser versiyonu denk geldi. Açıp dinleyeyim dedim. Bir taraftan sözleri okuyor bir taraftan hala rüyamı düşünüyordum. Kirpiklerime çok uzun zamandır kaktüs muamelesi yaptığımı, onları hiç sulamadığımı düşünüp, gene cimri davranarak birer damla ile beslediğim sırada şarkının altyazılarında şu kısmı okuyordum: “It’s forbidden to try to return One taken by the earth”.

Başka şarkılar, başka şeyler derken bir ara kendimi sahile atmışım. Kalabalıktı ama umursamadım. Direk kayalıklara geçtim. Denize en yakın olacak şekilde oturdum. O kalabalıkta dalga seslerinden başka birşey ilgimi çekmiyordu… biraz düzelir gibi olduysamda hala çok keyifsizdim. Maç için evime döndüm, galibiyetti falandı filandı derken sadece günün bitmesini istiyordum. Bu sırada kuzen akşam için halı saha teklifini yaptı, düşünmeden kabul ettim. Kafa dağıtacak ne teklif  olsa edeceğim gibi. Eve döndüğümde o kötü pazar bitmiş, pazartesi olmuştu ve ne yalan söyleyeyim daha iyi hissediyordum. Daha önce bir rüyadan bu kadar etkilendiğimi hatırlamıyorum. İşin garibi rüyamda hiç kötü bir taraf olmasa da, hatta dedemi tekrar gördüğüm için mutlu olmam gerekse de o an, rüyada sadece hüzün hissetmem. Belkide dedemi o evde bir daha hiç göremeyecek olma farkındalığının hüznüydü bu ama öyle bile olsa o an (küçücük bir an bile olsa) mutlu olmam gerekmez miydi? Bilemiyorum…

O kötü ruh hali pazar gününde kaldı ama banada pek çok soru işareti bıraktı. Özellikle o zıt oturuşta bir mesaj olup olmadığını hala merak ediyorum. Bu rüyayı yazıp biraz rahatlamak istedim. Garip bir ruh haliydi, umarım bir daha öyle bir koalisyon boyunduruğuna girmem. Hepinize huzurlu rüyalar ^_^

Not: Söylediğim gibi yorumlayabilecek birisi varsa lütfen bana ulaşsın.