Sevmiyorum, sevemiyorum şu polisleri. Ne polisleri nede temsil ettikleri (yaratılmak istenen) korku imparatorluğunu. Şimdi nereden çıktı diyeceksiniz şöyle ki: dün alt geçitten etrafa bakına bakına geçerken, nehir kenarında etrafı gözleyen timsah misali duran polislerle gözgöze geldim  farkında olmadan. Bahsettiğim derin sevgiden! yola çıkarak pekte sıcak olmayan bir bakış attım sanırım hemen çağırdılar. İlk başta gbt yapacaklarını sanarak kimliğimi çıkarttım (ki taksim dönüşü bir gece yarısı sırf kota doldurmak için tam dolu bir çift katlı otobüsü durdurup insanları 45 dk beklettiklerine şahit olmuşluğum bile var) kimliğime bakıp “ahmet beyi arayın” diye seslenince ister istemez küçümseyerek gülümsedim. Tecavüzün kaçınılmaz olduğu ve bundan zevk almayacağım  ortadayken bari çabucak bitsin düşüncesiyle kaldırdım kollarımı. Saçma şekilde mıncıklandıktan sonra adam ellerini cebine atınca bir an kısa bir gel-git yaşadım ama sakin kalmayı başararak “böyle üst araması mı olur? ceplerimi boşaltayım ama ellerinizi çıkartın cebimden” dedim ki o an aklımdan geçen tek düşünce: sicilimde “polise kafa atmaktan hükümlü” yazsa hiç pişman olmayacağım vardı. Ellerinin ceplerimde ne işi var be götoğlanı? neyse… Adam bu sırada eline gelen anahtarlığımı ilginç bulmuş olacak ki “bu ne?” diyerekten çıkarttı. Sorduğu ise Yıldıray’ın bana hediye ettiği üstü çapa şeklinde olan, alt tarafı ise açacak olan küçük sevimli bir parça (tekrar teşekkürler babacan). Sakin kalarak “açacak, sahilde kurtarıcı oluyor” diye cevapladım adamsa “güzelmiş” dedi. Al desem hayır demeyecek sanki pezevenk. tam heralde bitti derken adam cüzdanımı çıkarttı mıncıklamaya başladı. Ne oluyoruz arkadaş? Ne meraklıymışsın mıncıklamaya parmakların boş durmasın istiyorsan git bi tesbih al ne bileyim kendini parmakla, yap işte birşeyler godoş! İç sesimi kısıp, ses tellerime abanmak suretiyle “mıncıklamayın, bakmak istiyorsanız açayım göstereyim. bozuk para var içinde, hasar vereceksiniz” demiş bulundum adam sırıtarak “birşey olursa yenisini alırım” dedi tam o sırada kendimi tutamayıp “yenisi senin olsun, benimkini sağlam bırak yeter!” diyebildim. Bu arada bu cevabımın ardından farkında olmadan kafamı sağa sola sallayıp adamlara sinir bozucu şekilde güldüğümü farkettim. Bu iç – dış seslerin uyuşmazlık anlarında adam kimliğimi uzatınca alıp yoluma devam ederken tek birşey mırıldanıyordum: zavallılar! Yolda çevirdiğiniz insanları bu şekilde rahatsız edici şekilde davranmaları ve tsk gibi asli görevlerini unutmuş olmalarına diyecek birşey bulamıyorum. Kimi kimden koruyorsun ki? Hizmet etmesi gereken vadandaşları bu şekilde kıyafetle korkutmanın çabası… neyse! biraz daha yazarsam engellediğim küfürlerim ortaya çıkacak  o yüzden şimdi susma zamanı. Size edeceğim tek beddua belanızı poponuzdan bulasınız! Poseidon’un yabasına hazırlıksız oturasınız! Boşuna dememişler ACAB (All Cops Are Bastards) diye.