Küçük yaşlarda hayatıma girip vazgeçemediğim, hayatımdaki en önemli, en değerli şey olan Fenerbahçe’min en önemli figürlerinden Aykut Kocaman. Duruşu, mesajları, yaptıkları herşeyiyle diğerlerinden farklı bir figür. Karabük maçı sonrasında istifa etmesine en fazla üzülen insanlardan biri benim. Her ne kadar teknik direktör olarak çok eleştirsemde en azından sezon sonuna kadar kalmasını dilerdim. Dilerdim diyorum çünkü geri döneceğini sanmıyorum. Son maçtan sonra olaylar için yorumum:

Bırakmamalıydı: sezonun ortasında 3 kulvarın tamamında iddialıyken, sadece ligde biraz geri düştük diye bırakmamalıydı. Tamam takım gerçekten umut vermiyor (hatalarından ders çıkarmayan Kocaman gibi) ama çözülemeyecek bir sorunuda yok takımın. İyi birkaç takviye, doğru kadro ve doğru sistemle bunların üstesinden gelinebilirdi. “hem başarısız diyorsun hemde bırakmamalı… nasıl oluyor?” dediğinizi duyar gibiyim. Oyunumuz sezon başından beri iyiye gitmiyor, 3 yıldır takımı çalıştırmasına rağmen bir hücum planımız yok bunların hepsi benim düşüncem evet ama takımı çalıştırmak için Mou, Pep ve Klopp kapıda yatmıyor açıkcası. Lorant vari bir çalıştırıcıyla sezonu tamamlamaktansa Aykut hoca ile tamamlamayı tercih ederim. Hemde gerçekten kaybedilen birşey yokken. İşte bu nedenle sezon ortasında istifa etmemeliydi.

Dönebilir mi? sanmıyorum. Dönmesi demek takım için olumlu olacaksa da Aykut Kocaman ismi için olumsuz olacaktır. Kendisinden beklenmedik bir davranış olur ve hali hazırda kendisine saldırmak için hazır bekleyen satılmış Genç Coritiba’lılara fırsat verir. Birde ben sabit fikirli bir adamım ama bir ilişkiye bir kere ayrılık girdimi o ilişkinin tekrar düzeleceğine ihtimal vermem. Kocaman basın karşısında yüksek sesle söyleyerek bu ilişkiyi bence bitirdi.

GFB’ye: Geçmişte satılmış olduğunu iddia edip şimdilerde böyle olmadıklarını söyleyen zavallı taraftar gurupçuğuna bir çift sözüm var: madem 4 yıldır bağımsızsınız 3 temmuz sonrası neredeydiniz? bizler caddede “fetullah’ın piçleri korkutamaz bizleri!” tezahuratlarıyla yürüyüp biber gazı solurken siz neredeydiniz? Sizleri seneler önce bir kadın basketbol maçı öncesinde Caferağa’da, içeri bedava giremeyince bütün o forma giydirilip taraftar kılığına sokulmuş taraftarı salondan çekerken tanıdım, şimdi böyle edebi metinlerinize karnım tok. Armayla değil, isimlerle işi olanlar mümkünse bu takımdan uzak dursunlar.

Şuan için takımın en büyük düşmanı belirsizlik. Çocukluğumun en önemli figürlerinden, en büyük kahramanlarından Kocaman’ın gidip gitmeyeceğini netleştirmesi lazım. Kalacaksa işinin başına (tam konsantrasyonla) geçmeli, gidecekse acilen yeni teknik direktör bulunup (mümkünse ligi bilen) takviye isteklerine göre harekete geçilmeli. Herşeye ilaç olan zaman ne yazık ki şuan için bize düşman. Devre arası gelmişken bizim gemimizin kaptanının kim olduğu hala belli değil. 2013 ile ilgili henüz hayal kuramadan belirsizliklerle dolu, karamsar yol tahminleri karşımızda.

Konuyla ilgili Barış Gerçeker’in bir yazısını tavsiye etmeden bitiremiycem yazıyı: Buradayım

Bu arada dün akşam Mehmet Baransu yargının değil, siyasetin beklediğini kendi ağzıyla açıkladı: http://live.sporx.com/futbol/superlig/fenerbahce/baransudan-sike-davasi-icin-buyuk-iddiaSXHBQ308496SXQ hala bu davanın sportif olduğunu düşünen insanlar varsa tebessümle karşılıyorum.

Aykut Kocaman ne karar verirse: ister dönsün, ister gitsin. Ne olursa olsun benim kalbimin ve çocukluğumun Kral’ıdır. Gitmesinin daha iyi olacağını (kendisi için) düşünsemde kulüpten uzaklaşmasına günlüm razı gelmiyor. Barış Gerçeker’in yazısında söylediği gibi: “Sen dayan be, bak ben de buradayım…” dayan be hocam. Ayrıca ne olursa olsun takımımın bu fırtınadan da sağ salim çıkacağına dair kuşkum yok. Sadece az hasar almak benim derdim. Papazınçayırı’nın dün attığı tweet gibi “Kolay son yoktur, mutlu son çoktur Fenerbahçe’de…”