Dedim ya pişmanım. Kendi keyfim için sevdiğim birinden uzak kaldım ve sonuçları yüzünden çok pişmanım. Bencilce geliyor değil mi? Gerçekten öyle ama ne yalan söyleyeyim böyle uzak durmanın bu kadar kötü sonuçlar doğuracağını hiç tahmin etmemiştim. Gerçekten art niyet yoktu, sadece yapmayı istediğim şeyi yaptım ama sonucunda başkasının başı yandı.Memleketim olan Ankara’yı hiç sevmediğimi beni birazcık tanıyan herkes bilir. Küçüklüğümde her tatil götürüldüğüm memleketime yaşım biraz ilerlemeye başladında gitmeye ikna edilmem gerçekten zor bir hal almıştı. Yaz tatili, sömestr tatili, bayram tatilleri hepsinin ucu mutlaka Ankara’ya çıkardı. Ee malum bütün aile, akrabalar, aile büyükleri oradaydı ama orada hiç yaşamamış olmanın üzerine İstanbul’a taşınmış olmak beni o gri şehirden hepten uzaklaştırdı. Her tatilin bir bölümünü orada geçiren ben yavaş yavaş senede tek seferlik (o da en fazla 3 günlük) ziyaretlere dönüşmüştü ve ne yalan söyleyeyim o gri şehiri ne özlemeyi ne sevebilmeyi başardım. Üzüntü verici kısmı sevdiğim insanlardan, akrabalarımdan uzak kalmaktı ama ne yalan söyleyeyim işin içine Ankara girince özlem kısmı ağır basamıyordu.

Ankara’daki akrabalarım arasında kuzenim Mert’in yeri ayrıdır bende, kardeşim gibidir. Aramızda iki yaş olmasıda yakınlığımızın başka bir nedeni. Çocukken herkesle yaptığım gibi onunlada fazlaca kavga ederdim (hatta yengem Mert’e hamileyken sağlam bi tekme atmışım, ilk kavgamız Mert anne karnındayken başlamış yani ama o hikaye başka) ama bir gün birbirimize bir daha kavga etmeyeceğimize dair verdiğimiz bir söz ile bu süreci bitirmiştik. Çocuk bile olsak ikimizde sözümüzü tuttuk. Ankara’ya her gidişimde bana eşlik eden tek arkadaşım oldu. Diğer kuzenlere haksızlık etmek istemem ama ailedeki erkek kuzenler olarak onlardan daha iyi anlaşıyorduk. Bu Ankara’dan uzak kalma süreci en çok Mert ile olan ilişkimizi vurmuş, farkedemedim…

Geçtiğimiz haftalarda aile büyükleriyle birlikte İstanbul’a geldi Mert. Hayırdır dediğimde “abi kız istemeye geldik” dedi. Höyk? Diğer evlenen kuzenlerimin tamamı benden büyüktü, o yüzden çok fazla etkisini hissetmemiştim ama Mert? “oğlum daha yaşın kaç? ne acelen var?” diye sorduğumda acı gerçekle karşılaştım: adamın ilişkisi beş senedir devam ediyormuş… BEŞ sene!  5 sene!!! Kuzenim hep uzun süreli ilişkilerin adamı olmuştu ama 5 sene nedir yahu? Daha yaşın kaç? deli mi… neyse. En uzun ilişkisi üç ay (kesinlikle çekilecek, tahammül edilecek biri değilim. ^_^ ) olan birisi olarak Mert’in süresini eleştirme işine girmemeliyim (yüzüne fazla fazla yaptım merak etmeyin) aslında ama ne yalan söyleyeyim anlayamıyorum.

Tamam kuzenim Mert hayatının aşkını buldu, evlenmek istiyor, hayırlı olsun filan falan kendi hayatı sonuçta eleştirmek bana düşmez (fikirlerimi her türlü söylerim aga😛 ) ama ucu kol gibi bana yaslandı. Yaslandı diyorum çünkü o hafta bana söylenen: “darısı sana, sıranı niye verdin, artık seninde zamanın geldi” ve benzeri kalıplaşmış söylemler üzerine bir tanecik pamuğum, anneannemin “oğlum senin mürvetini görmeyi çok istiyorum, deden göremedi bari ben göreyim” şeklinde büyük taaruza kalkmasıyla o dokunmanın direk yaslandığını hissettim. Ablam, Başak, Çiğdem hiç biri evlenirken böylesine bir saldırı altında kalmamıştım, pamuğumun yaptığı direk nükleer bomba kullanmak oldu. Verebildiğim tek cevap “ben kendimde göreceğimi sanmıyorum” olabildi.

Hadi 25 yaşında evliliğe adım atmaya karar verdin insan abisini hiç düşünmez mi ulan! Eğer verdiğimiz söz olmasaydı kafa göz dalmıştım. Ama suç sende değil be kuzen, tamamen bende. Eğer o sevmediğim şehre gelmemek için bencilce senden bu kadar uzakta kalmasaydım, sana mutlu olman için kimseye ihtiyacın olmadığını içten içe işler ve ne senin gençliğin bu kadar erken kararır, ne ben bu kadar baskı altında kalırdım.  Evet bu gerçekten benim hatam. Özür dilerim kuzen. Pişmanım, hemde çok pişmanım. Farkında olmadan hem seni hem kendimi yaktım.