Büyükada iskelesine her yaklaştığımda pür dikkat etrafa bakardım. Hani bir umut belki görüp fotoğraf çektiririm ümidiyle. Yeteneklerini canlı canlı izleyemesemde anlatılanlardan duyduğum ve bir yerlerden okuduğum “vapurda gelen çubuklu formalı birisini görürse koşarak iskeleden karşılamaya gidiyor” cümlesinin kahramanıydı. İlk okuduğumda başardıklarının yanında aynı zamanda benim kadar fanatik diye düşünerek hayran olmuştum Ordinaryus’e. Alex bile bir röportajında “lefter ile tanışmayı çok istiyorum” diye bahsetmişti ondan. Çubuklu formanın en başarılı yabancısı işaret etmişti belkide en başarılı yerlisini. Onu canlı izleyen birisi “Lefter’in yanında Rıdvan fln topçu değildi” diye anlatmıştır.

Durumunun ağırlaştığını öğrendiğimde içimi bir korku kapladı. Ölümde doğum kadar normaldi aslında ama benim korkum o büyük insana karşı son görevimi yerine getiremeyecek olma ihtimalimdi, korktuğum başıma geldi. Askerlik yüzünden kaçırdığım birşey için bu kadar üzüleceğim aklımın ucundan geçmezdi. Cenaze törenini televizyonda gördüğümde boğazım düğümlendi, kalakaldım öylece. O gün orada olmam gerekirdi, olmadı. Ama buradan söz veriyorum: döndüğümde mutlaka mezaruba uğrayacağım, çubuklu forma ile gittiğin cennette huzur içinde yat ölümsüz Ordinaryüs.