Yönetim mi yönetilen için vardır yoksa yönetilen mi yönetim için vardır? Yoksa ikisinden de biraz olması mı gerekir? Nedense ülkece bu ayrımın farkına varılamadığını düşünüyorum. Eskilerden kalma “devlat baba” sözü bağımlılığımızı ortaya seriyor ve yeşilçamda sık sık kullanılan “siz daha iyi bilirsiniz beyim” sözü (zenginler kadar başkentten gelen devlet erkanı içinde kullanılıyordu) insanların teslimiyetci ruh halinin bir özeti bence.

Eski alışkanlıklar yeni alışılamayanlar (öğrenilemeyenler) ile birleşince bu kafa yapısı ortaya çıkıyor. Eski alışkanlılardan kastım “ferman efendimizin” düşüncesi. Rejim değiştikten sonra bile insanlar “neden?” sorusunu soramıyor, memnuniyetsizliğini dile getiremiyorsa yasalardan çok kafaların içerisine bakılmalı. Ayrıca bu durumun en korkutucu tarafı bir taraf (yönetilen) hakkını aramıyorken diğer tarafın (yöneten) her koşulda haklıyım ruh haline girmesine neden oluyor.

Bir kez devlet kavramı merkeze yerleştirildikten sonra, öteki öğeler de ona göre belirlenir. Sözgelimi, Machiavelli’nin sıradan yurttaş ya da uyruk tanımı, Aristoteles’in özgür yurttaşlar tanımından çok farklıdır. Aristoteles, Yunan şehir devletinde özgür yurttaşı devletin varlığının temel nedeni olarak görürken, Machiavelli sıradan yurttaşları önemsiz, basit kimseler olarak görür; onlar, ortak bir siyasal yaşamın kurucu öğreleri olmaktan çok, prensin iradesine bağımlı bir toplulukturlar.

Şu paragrafı okuduktan sonra aklımda farklı düşünceler birikti.İki farklı dönem ve iki farklı insanı karşılaştırmak hatta işin içine bugünüde katarak çok bilinmeyenli bir denklem yaratmak değilde iki farklı düşünceyi/sistemi farklı farklı düşünüp kafada bir resim oluşturmaktı amacım. Devletin ve hükümetin halk için olduğu bir ortamda çıkan yasalar bu düşünce ile paralellik göstermiyorsa bunun bilincindeki halktan hak arama yada tepki göstermesini beklersiniz. Halk beğenmez ve yeterli görmezse yönetim değişir. Bu noktada anahtar halkın bilinci, ne istediğini ve haklarını bilmesidir.  Machiavelli’nin düşüncesi ise bambaşka bir rejime ait. Monarşide halk isteklerinin gözönünde bulundurulmasını bekleyemezsiniz. Bu rejimi kabul eden halk önüne ne koysan, ne yasa çıkartsan kabul edecek, tamam diyecektir. Nede olsa fermanın adresi belli.

Bu iki sistemin bir karışımı gibi görüyorum mevcut sistemimizi. En azından işleyişini. Şöyleki: hükümetler (sadece bu hükümet için konuşmuyorum bugüne kadarki hepsi) halk tarafından seçilmiş olsada aynı seçenlerin seçilenlerde haklarını aramaması ve gücünün (seçme yetkisi) farkında olmaması sonucunda yönetenlerin “ne olursa olsun haklıyım” ve “istediğimi yaparım” düşüncelerinin ortaya çıkmasına neden oluyor. Bu olayı kuru kuru geçiştirmeyip birkaçta güncel örnek verelim mesela çalışma şartlarının düzeltilmesini isteyen bir vatandaşa bakan Recep Akdağ’ın “Gözlerin görmediği halde sana iş vermişiz. Daha ne yapalım” cevabını vermesi yada Başbakan’ın işçilerin 1 mayıs ile ilgili taleplerine “Ayakların başları yönettiği bir yerde kıyamet kopar” cevabı. Bu iki örnekteki sorun isimleri yada hangi parti oluşları değil benzer örnekler genişletilebilinir. Mesut Yılmaz, Süleyman “baba” Demirel vs vs bana göre buradaki sorun hakkını aramaya alışık olmayan halkın, yönetime taleple gittiğinde bu taleplere alışık olmayanların “biz nasıl istersek öyle olur” yani “hükümdar” kafasıyla cevaplarındaki üslup. Her talebin gerçekleşmesi elbetteki imkansız ama seçildiği insanlara bu üslupla hitabet gerçekten korkunç. Demokrasi görünümündeki monarşi yani. Yönetenler kim tarafından seçildiklerini, yönetilenlerde haklarını aramayı ve memnun olmadığı zaman yönetenleri değiştirme gücünün ellerinde bulunduğunu unutmamalıdırlar.

Hal böyle olunca kağıt üzerindeki demokratik cumhuriyet sadece kağıt üzerinde kalıyor ve rejim monarşiye benziyor. Baş ister bakan değişir, baş ister gazeteciler susar, baş ister halk siner. İşin en vahim tarafı isimler değişsede bu düzenin değişmeyecek olması. Bu düzenin değişimi sadece halkın toplu uyanışı ile gerçekleşebilir. O uyanışında gerçekleşebilmesi küçük yaşlarda cevap verme, sus ayıp, terbiyesizlik, aman yapma vs adı altında verilen uyku ilaçlarının son kullanma tarihinin doluşunun farkındalığıyla olabilir. Yani çok zor. Günaydınlar Türkiye diyebileceğimiz günlere…