İlk görüşmenin verdiği heyecan hiçbir şeyde yok. İlk kez karşı karşıya gelme, yanımızda aracılar olsada alınan elektrikle heyecandan terlemek, en kısa sürede dokunmak için hamle yapmak, başbaşa kaldığında fazlalıkları yavaş ve dikkatli bir biçimde çıkarıp atmak… Seviyorum bu heyecanları.

Herşey öğleden sonra aldığım ufak bir not ile başladı: sizin olan hazır. Çok büyük bir heyecan ile gittim. Aklımdan geçen tek şey en kısa sürede kavuşmaktı. Henüz tanışmamış olsamda internet ortamında görüp, beğenmiş ve talip olmuştum. Yani başıma ne geleceğini fazlasıyla, detaylı bir biçimde biliyordum. Yinede dünya gözü ile ilk kez görecek olmanın verdiği heyecan yok mu? işte o his hiç birşeye değişilmiyor. Notu alır almaz google maps’ten adresi kontrol edip içimde tamtamlar çalan küçük çocuğun hevesini biraz olsun bastırıp (en azından dışarıdan bakanlar için) düştüm yollara. İlk başta buluşma noktası olarak gittiğim yerde olmadığını öğrenmek hevesimi kırmadı. Yönlendirilen ikinci yerden de olumsuz yanıt almak sadece hırsımı kamçıladı. Benim olanı almalıydım. Şuursuz şekilde o kapıdan bu masaya koşturulsamda içimde sadece o ilk kez karşılaşma anının hayali dağları delmeye hazır bir kararlılıkla ilerledim. Ulaştığım son aracının ilk başta “yanlış geldiniz burada öyle bir şey yok” cümlesi bile hevesimi kıramadı. O ilk karşılaşma anının hayali içerisindeki bu Capon’u bu şekilde durdurabileceklerini sanmak iyimserlikten de öteydi. En sonunda bana gelmem gereken yerde olduğumu kanıtlayan notu gösterdiğimde aldığım “aaa tamam şimdi hatırladım” tepkisi ile moralim özgüvenimin elinden tutarak adım adım zirveye doğru yola çıkmıştı. Gitmem gereken yeri ve hayallerimi süsleyen güzelleri gösterdiklerinde kalbim ağzımdan çıkacak gibiydi. Heyecan ama nasıl bir heyecan. Kolay değil ilk defa dünya gözü ile görme fırsatım vardı, yavaş şekilde ellerimi uzatarak kollarıma alıp, sarmaladım. O an kollarımı kimsenin açabileceğini sanmıyordum. Sakin görünmeye çalışarak heyecanımı bastırmaya çalışmım ama kollarımın arasındaki güzellik buna engel olmak için herşeyi yapıyordu. Sakin bir şekilde izin istedim, sakin diyorum ama belkide içimde kopan fırtınaların yoğunluğundan bana sakin gelmişti. Koşar adım, kollarımı bir an gevşetmeden başbaşa kalacağımız yere doğru gitmek için arabaya yöneldim. Nefes alışverişim hızlanmış, heyecandan su içinde kalmıştım. Kollarımın arasında oluşu beni benden alıyor hayal dünyasına bırakıyordu.

Nihayet başbaşa kaldığımızda eve gitmeyi bekleyelemedim ve hamlemi yaptım. Bir kısmı yan koltukta dururken bir kısmını kucağıma aldım. Parmaklarımı o kadar hassas ve o kadar dikkatli kullanıyordum ki şimdi, beynime oksijen gittikten sonra düşününce gerçekten titiz bir çalışma olduğunu yeni yeni idrak ediyorum. Üzerindeki fazlalıkları ağırlıklı olarak  iki elimin baş ve işaret parmaklarını kullanarak çıkartmaya başladım. Çıkarttığım her parça heyecanımı arttırıyor, fazlalıklardan sonra parmaklarımın esas kısım üzerinde gezdirdiğim anın hayali ile içimin yağlarını eritiyordum. İnternette uzun uzun bakıp hayalini kurduğum fotoğraflardaki ayrıntılarda az sonra kendi parmaklarımı gezdirecek olmamın gerçek olamayacak kadar güzel oluşu ama gerçek olması arasında öyle gel-gitler yaşıyordum ki beynim otomatik olarak sorun senaryoları üretmeye başlamak üzereydi. Hiçbirşeyin hevesimi kırmasına izin veremezdim ve vermedim. Azalan fazlalıklar asıl kısmı göstermeye başlamış ve o gerçeklik beni mutluluk ve heyecandan trans haline sokmuştu. Bütün bunları evde yapmam gerekirken sabredememiş ve arabada yapmaya başlamıştım ama umurumda da değildi açıkcası. Kendi hayallerimi yaşamanın gerçekliğindeydim ve bu keyfin bozulmasına izin veremezdim.

Fazlalıkları kenara koyduktan sonra kabı açıp o çıplak güzellikle karşılaşmak… işte o an’ı yaşamanız gerek. Avucumun içinde okşayarak sevdiğim bu güzellikleri hergün odamda görecek ve dokunacak olmanın verdiği huzur ve mutluluk hiçbir şeyde yok.Hayranlıkla güzelliklerine bakarken yavaştan fazlalıkları çöpe atıp eve gitme zamanımın geldiğini düşündüm. Yola koyulduktan sonra ağırlıklı olarak yan koltuktaki güzelliklerde olan gözlerimi almaya çalışıp alamıyor ama bir taraftanda bakmak zorunda olduğum yola arada sırada gözatıyordum.
İşte böyle oldu yeni modellerime kavuşmamın hikayesi. Hala sol tarafıma dönüp dönüp anlamsız gülücükler atıyorum. Benetton mavisini zaten çok severdim ama yanıbaşımda oluşu ayrı bir huzur veriyor bana. Kısa sürede 1/18 model sayımı 6’ya çıkarmış olmanın mutluluğunun yanında bunlardan 4 tanesinin Fisichella’nın aracı ve içlerinden 3 tanesinin Benetton oluşunun mutluluğu ve verdiği keyif anlatılmaz yaşanır cinsten.

 

İşte PTT dağıtım merkezinde yaşadığım anılar bu şekilde gelişti, lafı fazla uzatmadan bitirmek istiyorum izninizle, iç çekerek bakmak istediğim modellerim varda.🙂 Gitmeden önce daha fazla meraklandırmadan sırasıyla yeni gelenler ve topluca 18’liklerimi sunayım🙂