Hiç sağnak yağmur altında pedal çevirdiniz mi? Hayır bisiklete binerken yağmura yakalanmaktan bahsetmiyorum. Yağmur yağarken hızlanmadan yavaş yavaş pedal çevirdiğiniz hiç oldu mu? Geçtiğimiz cuma günü bunu da tecrübe etme şansım oldu.

Her zamanki gibi Bostancı’dan yola çıkıp Caddebostan’a doğru ilerledim. Önceki günlerden farklı olarak hava biraz daha bulutluydu. Genel rotam önce Caddebostan’a ulaşmak sonra Migros – Fenerbahçe orduevi arasında git gel 5 tur yapmak olduğundan yine aynı şekilde yüklendim pedallarıma.

İkinci turumun başında havanın fena halde kapandığını gördüğümde kendi kendime “umarım akşam bu bulutları görmeme rağmen geri dönmediğime pişman olmam” diye söylendim. Gerçektende 3. turumun başında yağmur yağmaya başladı.  Önce sakin şekilde “çokta fazla hızlı yağmıyor böyle devam edebilirim” diyerek devam ettim bir kaç dakika sonra sağnağa dönmesi ise bütün düşüncelerimi değiştirdi.

İnsanlar önce kaçışmaya başladı daha sonrada ortadan kayboldular. Bir çoğu sahili terkederken azınlıkta bir kısım ağaçlar altında beklemeyi seçti. Benim gibi 2-3 kişi bisiklete binmeye devam ediyor, 4-5 kişi de koşu ve yürüyüşlerini tempolarını hiç değiştirmeden sürdürüyorlardı. Yağmur altında ıslanan bizlerin ortak tepkileri o anın keyfini çıkartmak ve göz göze geldiğimizde sıcak bir gülümseme ile yolumuza devam etmek oldu.

Sağnak halinde devam eden yağmur önce toprağın kokusunu çıkarttı ortaya.  Kokuya alışıp sıradan hale getirene kadar burnumun ucundaki su damlalarına aldırış etmeden içime çektim kokuyu. Alnımdan ve kaşlarımdan akan su gözüme geliyor zaten kısık olan gözlerimi daha iyi görebilmek için biraz daha kısmak zorunda bırakıyordu. Bir ara kafamı denize çevirdim; sanki üzerinden bisikletle adalara kadar gidilebilecek şekilde dümdüz ve dalgasızdı.

Sırılsıklam olmuştum. Turkuaz rengi formam ıslaklıktan yeşil görünüyor, attığım her pedalda converselerim içindeki ayaklarımın altındaki su parmaklarım arasından bir sağa bir sola geçiyordu. Su dolu bir pet şişeyi ayağınıza giymek gibiydi.Kıyafetlerim suyu çekmeye başladığında telefonum aklıma geldi. Sevdiceğim ıslanarak bozulsa vicdan azabından harakiri yapacağımdan hemen yanımdaki çantanın içine koydum.

Bir an niyetimi bozdum. Biraz durup çimenlerin üzerine sırtüstü uzansam mı acaba diye düşündüm. Bu fırsat bir daha ne zaman ele geçerdi ki? zaten sırılsıklam olmuştum. Sonra tekrardan sevdiceğim ve bisikletimin paslanma ihtimali geldi aklıma ve durmadan devam ettim yoluma. Şimdi düşünüyorumda keşke bir ağacın altına koyup uzansaymışım. Ama sözüm olsun ilk fırsatta bunu yapmayan Can, Capon değil Türk olsun. O kadar diyorum.

İç çamaşırımdan çoraplarıma, formamdan ayakkabıma kadar sırılsıklam olmuş bir şekilde eve geldim. Islanan kıyafetlerim muzur bir gülümseme ile girmemi sağlamıştı evime. Girmek dedim ama eve girmeden önce çoraplarımı çıkartıp sıkmam gerekti o derece🙂

Gerçekten keyifli bir bisiklet akşamıydı benim için. Bisikletimin paslanma korkusu olmasa daha da uzatacağım bir akşam olacaktı belki de ama yinede muhteşemdi. Bisikleti ve yağmuru seven herkese tavsiye eder, fırsatı yakalarsanız kaçırmayınız derim efendim.🙂 ama bisiklete bindiğiniz yerde betondan çok toprak olmasına dikkat edin derim. ^_^