Rüştü Asyalı’nın Keloğlan filmlerinden bir tanesi “ben bir garip Keloğlanım”. Tipik Keloğlan filmlerinden. Hayallerinin peşine düşen kahramanımız bir süre sonra kendisini haksızlık ile savaşırken bulur ve elinden geldiğince diğer iyilere yardım etmeye çalışır. Hala padişahlık düzenine özlem duyanların fazlaca yaşadığı ülkemizde bu tip küçük çaplı başkaldırışların bu kadar tutulmasıda ironik ama o konuya başka zaman gireriz.🙂

Tahtta bulunan kötü kalpli Şeytane Sultan tahta sahip olmasına rağmen çok önemli bir eksiği vardır tacı. Taçsız Sultane halkına son sürat zulme devam ederken halktan yükselen “tahtta taçsız oturamassın, otursanda tanınmassın” eleştirilerine güç kullanarak cevap vermektedir. Sesini yükseltenler iğneli fıçıya atılmakta, konuştuğu düşünülen insanların ise dilleri kesilip ağızlarına mühür vurulmaktadır. İşte böyle bir ortamda ortaya çıkar Keloğlan. İçerisinde bulunan saf ve delikanlı anadolu çocuğu gücünü Şeytane’yi tahttan indirip yerine tahttın gerçek sahibi olan Şehzade Akıllı’nın tahta geçmesi için kullanır. Ancak Şeytane Sultan’ın katkılarıyla şehzade pekde akıllı değildir. Ama şansı tabi ki kahramanımız Keloğlandır.

Hikayeyi anlatmamın nedeni alakaya maydanoz çağrışımlar ile yaşayan benim bu filmde geçen bir repliği anımsamamdır. Sultane veziri Hünkar Beğendi aracılığıyla halkına fermanını açıklar: “Sultane’mizin emri ile halk arasındaki huzuru, barışı korumak ve kötü, aykırı, çatlak sesleri kesmek amacıyla tüm halkın dilleri kesilip ağızlarına mühür vurulacaktır. Fermana uymayanlar iğneli fıçı ile cezalandırlacaktır. Duyduk duymadık demeyin.”

Sabah yeni internet yasası ile ilgili haberi okurken, geçtiğim her satırda, öğrendiğim her yeni yasaktan sonra aklıma direk bu ferman geldi.Çok mu alakalı? olmayabilir ama genede satıra dökmek istediğim bu çağrışımı. Kendi kendime “vay anasına bizim taçsız sultan’ın fermanı yine bizim özgürlük ve tercihlerimizi korumak üzere ilaç gibi gelecek” diye düşünürken birden iki sene önceki “köşe yazarları, siz ne kadar az yazarsanız ülke o kadar huzur bulur” söylemi aklıma geldi ve “çarşambanın gelişi haftalar, aylar hatta yıllar öncesinden belliyken neden bu kadar şaşırdın ki be capon?” diyerekten susturdum kendimi, öfkemi ve tepkimi.

İfade özgürlüğüne bu kadar karşı olan, üstene insanların yaşama biçimlerine karışıp, sınırlayan ve bunu “hayat alkol ve seksten ibaret değil” yüzeyselliği ile savunan insancıklar topluluğundan internetimdeki istediğim siteye girme hakkını istemem gerçekten önemli mi sizce? Bence değil. Bir anlamı yok çünkü. Senelerce özgürlüklerimizden (bu hükümetin çok daha öncesinden) o kadar ödünler verirken hiç bir zaman gıkımızı bile çıkartmadığımız bir düzenden yetişen yöneticilerin bunu anlayıp saygı göstermesini beklemek gerçekten çok iyimserce. Suçlu hükümet veya bir başkası değil hakkını aramayı bilmeyen bizleriz. Elimizden alınan her tercih hakkından sonra teşekkür edip mutlu olmuş bir milletiz. O yüzden Keloğlan’lığa soyunmak için gerekli vasıfları bırakmışız. Keloğlan’lık beklediğimiz yer şuan danıştay. Yani yine haklarımızı tepkimizi belli etmeden başka yerlere teslim ediyoruz. Ne düşünüp istediğimizi bilmeden kararlar alınacak bizde sadece önce dilimizi uzatacağız sonrada “halkın huzuru bozulmasın” diyerek dudaklarımızı mühürleteceğiz. “Tacın da olsa padişahım değilsin” diyemedikten sonra hiçbirşey değişmeyecek. Hepimizin içindeki Keloğlan’ın uyandığı bir dönem olur umarım ^_^