Fenerbahçe taraftarı olan kendi jenerasyonumun Oğuz Çetin ve Rıdvan Dilmen ile birlikte üç idolünder biridir Aykut Kocaman. Ayrıca aralarında o mevkiye en sağlam gelen. Çubuklu forma altında yaşadığı şampiyonluklar, aldığı kupalar ve daha önemlisi karakteri kişiliği ile örnek bir sporcuydu. Şampiyon oldukları maç sonrası “rakip üzülürken sevinemem” ve teknik direktörlüğü sırasında hakem hatası ile kazandığı bir maçtan sonra “böyle galibiyetler istemiyorum” diyecek kadar meslek ahlakına sahiptir. Sembollerinden biri olduğu kulubüne teknik direktör olarak hizmete başlamasından yarım sezon sonra koltuğu tartışılmaya başlandı. Öncesi ve sonrasına bir bakalım.

Aykut Kocaman’ın futbolculuk kariyeri ile ilgili hatırlatma yapma gereği duymuyorum yaptıkları zaten ortada. Teknik direktörlük konusunada gelmeden önce geçmiş yılları bir hatırlayalım. Daum’un ilk 3 senesinde 2  kazanılan ve 1 son maçta kaybedilen şampiyonluk, avrupada ise şampiyonlar liginde iki sene guruplarda şampiyonlar ligi için kötü sayılmasada yeterli puan toplayamadan gurupları 3. tamamlanması. En büyük eleştiri ise takımına güvenmeyen Daum’un her maç sonrası umutsuz açıklamalarıydı. Tamam Servet ve Volkan’ın hatalarından çok puanlar kaybettik iki senede ancak güven duyulmayan oyuncuların hata yapma olasılıkları çok daha fazlaydı. Lig için ideal ancak avrupa için yetersiz Daum gitti oyuncuların çok sevdiği Zico geldi. İlk sene 100. yıl ile gelen şampiyonluk ikinci sene gelen bir şampiyonlar ligi çeyrek finali ancak  küçük maçlardaki büyük puan kayıpları ile kaçan bir şampiyonluk. Finallerde Sevilla’yı eleyen takımın anadoluda puan kaybetmesi ve ligdeki önüne geçilemeyen konsantrasyon kayıpları. Hatalı transferlerde listeye eklenince Zico gitti son avrupa şampiyonu apoleti ile Aragones geldi. Bir kaç hafta geçen ligden sonra tanınmaz hale gelen bir takım, farklı bir sistem farklı bir oyun anlayışı ve ne yönetim ne taraftar nede futbolcular tarafından sevilen bir hoca. Fazla uzun sürmedi Aragones’in gidişide ve tekrardan Daum’da karar kılındı. Harika bir sezon açılışından sonra (10 maçta  9 galibiyet) durdurulamayan düşüş buna rağmen son haftaya lider girip içeride kazanamayarak kaçan şampiyonluk. Bu saydığım farklı teknik adamlarla toplamda 7 yıl geçirmiş Fenerbahçe. Öncesine hiç girmiyorum bile. Şimdi “neden yerli antrenör oturmuyor” denilen koltukta Aykut Kocaman var.

Göreve gelişi ile yaptıklarına bi göz atalım. Geçen seneki “kelepçeli parti” ye karışan ve imza attıktansonra bir kaç maç dışında fazla verim alınamayan oyuncuların (Roberto Carlos, Vederson) gönderilmesi. Gelişim süreçleri bittikten sonra bile Fenerbahçe’de yedek olmayı haketmeyen düzeydeki Ali Bilgin, Volkan Babacan, Burak Yılmaz’ın gönderilmesi. Disiplinsiz ve umarsız Kazım’ın pimini çekerek Florya otobüsüne tek gidişlik biletinin cebine konması. Ki iddia ederim onun aldığı süre kadar ben alsaydım şuan Man. U.’da Vidic’le birlikte oynuyordum😛 Senelerdir neden Fenerbahçe altyapıdan oyuncu oynatamıyor sözleri söylenirken çıkan Okan ve Gökay. (bu konuda Daum’un oynatmadığı Olcan, Zico’nun durmadan şans verdiği 24 yaşındaki gelişimini tamamlamış Ali Bilgin önceki çalıştırıcıların düşüncelerini yansıtıyor. ) Oyun şekli olarak pasa dayalı oyunu yerleştirmeye çalışırken sadece Alex’in üzerine kurulu olan hücüm gücünü Niang, Dia ve Stoch ile kuvvetlendirişi. Ki en son ne zaman Dia gibi (Sakatlık sorunları nedeniyle ilk yarı istenilen form grafiğine çıkamasada ikinci yarı için umutluyum.) bir hem hızlı hem bilekleri iyi sağ açık (orjinal) izlemiştik biri hatırlatsın lütfen. (Daum dönemi sağ açıkları: Serhat, Mehmet Yozgatlı, Anelka. Zico dönemi: Tuncay ve Deivid Aragones dönemi Burak Yılmaz, Kazım.)

Kariyerinin en formda yıllarını Nobre, Kezman ve Guiza ile geçiren Alex’in Niang’a kavuşması. Kanatların maç içinde yer değiştirmeleri (Stoch, Mehmet Topuz, Dia), orta sahada sakatlanan yada cezalı duruma düşen Emre’nin yerine iki defansif orta saha olan Cristian ve Selçuk yerine Gökay’ı maçın zorluğuna göre Mehmet Topuzu oynatması ve takımın pas yapmasını sağlaması ve altyapıya önem verişi. Maç içerisinde gidişata göre sistem değiştirmesi bunlar uzun zamandır hasret kaldığımız hareketlerdi.

Eksilerine gelince geçtiğimiz yıl sürekli defansın hata yapan ismi olan Bilica’ya güvenmesi (ki şampiyonlar ligine mal oldu) yabancı performanslarındaki düşüş sırasında (Santos, Cristian, Stoch) onlara yardımcı olup motive etmek yerine “kendi hatası” diyerek bir adım geride durması. Kariyeri boyunca tartışılan bir kaleci olan Serkan Kırıntılı’yı kendisinden kat kat daha yetenekli olan altyapı orjinli Mert’in yerine takıma alıp 2.  kaleci yapması. Ki aynı Mert bu sene oynadığı sürede iyi maçlar çıkartmıştı ancak basınımızın alıştığımız  “her yenilen gol kaleci hatasıdır” bakışı ile eleştiri oklarına hedef oldu. Ve son olarak öne geçilen maçların kaybedilmesi. Ancak o biraz daha geçeb yıldan omuzlara binen stres ile alakalı gibi geliyor.

Kocaman öncesi dönemde bunlar yaşanmışken ve bu süreç toplamda 7 yıl sürmüşken camia için bu kadar büyük bir isim olan Aykut Kocaman’ın bu kadar kolay eleştirilmesi ve 4 ayda gönderilmeye çalışılması gerçekten garip geliyor. Hoş aynı kişiler bir sene sonra neden Türklere şans verilmiyor diyecekler adım gibi biliyorum. Camianın değil taraftarların arasından çıkan, gelişme potansiyeli yüksek olan ve gerçekten iyi şeyler yapmaya çalıştığı belli olan Aykut Kocaman’a destek zamanı. Unutmamamız gereken o giderse kimin geleceğinin belli olmadığı. Geçmişteki Zeman, Lorant örnekleri hala ilk aklıma gelenler. Bu isimlere bile süre verilirken Aykut Kocaman’ı Fenerbahçeli Aykut’u, kralı bu kadar erken göndermeye çalışmak neden? Yabancı hayranlığına girmeden elimizdeki potansiyele bir şans vermeli hiç bir başarı 1 ayda gelmiyor ve Aykut gibi değerler 3 ayda bir yetişmiyor. Haydi öyleyse Kocaman bir destek  verme zamanı.